Pazar, Ekim 25, 2009

GARANTİ KABARAN EKMEK


Sevgili Binnur bu ekmeğin tarifini Makinede Bakkal Ekmeği olarak vermiş. Ekmek makinamı aldığımdan beri birçok ekmek denemem oldu. Her seferinde kabardığı, beni hiç hayal kırıklığına uğratmadığı için bu ekmeğin adına ben Garanti Kabaran Ekmek demeyi uygun buldum:)) Sevgili Binnur' a tarif için çok teşekkür ederim.

Tarifi kendi yaptığım şekli ile buraya da kısaca yazarsam;



1+1/8 ölçü kabı su
1 yemek kaşığı sıvıyağ (zeytinyağ ile yapıyorum ben)
1 tatlı kaşığı limon suyu
1,5 yemek kaşığı şeker
Yarım tatlı kaşığı tuz (tuzu özellikle biraz azaltıyorum)
2 ölçü kabı beyaz un
1 ölçü kabı tam buğday unu veya kepekli un
1,5 çay kaşığı instant maya

Makinanın 1 nolu programında büyük ekmek ayarında, orta kabuk rengini seçerek pişirebilirsiniz.

Tarifi uygulamadan önce Sevgili Binnur' un önerilerini okursanız çok faydalanacağınızı düşünüyorum. Buraya tıklayın lütfen :)

Yağmurların yağdığı, soğukların başladığı şu günlerde miss gibi ekmek kokusu ve sıcaklığı çok güzel duygular veriyor insana. Siz de mutlaka deneyin.

Hepimize sağlıkla geçireceğimiz iyi bir hafta diliyorum...

Pazar, Ekim 18, 2009

AY ÇÖREĞİ

Yine uzun zaman oldu. Yaz bitti. Okulların açılmasıyla daha da tempolu bir hayat başladı. Bu sene miniğim ilköğretim 1. sınıfa, güzel prensesim Lise 1. sınıfa başladı. Her ikisinin de daha 3 yaşını doldurmadan Çocukça ile başladıkları eğitim-öğretim hayatları yeni okullarında devam ediyor. 1. sınıfta çocuğu olan anneler bilir, okumayı onlarla yeniden öğrenirsiniz o yıl. Biz de başladık tabii. Dün akşam Atik Ali' nin ilk kitabını her sayfayı 2 şer kez okuyarak bitirdi, yeni kelimeleri ben söyledim, o bakmadan yazdı veee "hem okuyorum, hem yazıyorum" dedi :))



Ay çöreğini yapalı da uzun zaman oldu aslında. Yeni bir tarif deneyeceğim zaman önce ilk gözağrım Portakal Ağacı' na bakarım. Yine öyle yaptım. Çok ufak değişikliklerle tarifi uyguladım. Tarif için buraya bakabilirsiniz. Tarifi kendi yaptığım şekli ile aşağıya da kopyaladım.

Malzemeler :

Hamur için ;

1 paket 250 gr tereyağ (oda sıcaklığında)
1,5 su bardağı pudra şekeri
1/2 su bardağı ılık süt
1 paket (1 yemek kaşığı) instant maya
Aldığı kadar un
üzerine sürmek için 2 adet yumurtanın sarısı

İçi için ;

1 su bardağı kadar ufalanmış kakaolu kek (yenmemiş bir kekten ufalayıp derin dondurucuda saklamıştım, onu kullandım)
1,5 su bardağı irice doğranmış ceviz içi
1/2 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı kuru üzüm
1 tatlı kaşığı tarçın
2 yemek kaşığı süt

Yapılışı :

Mayayı ılık sütte eritin. Tereyağı ile pudra şekerini ezip, mayayı ilave edin ve kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapana kadar ununu ekleyerek yoğurun. 1-1,5 saat kadar mayalanması için bekletin.

İç malzemelerini bir kapta iyice karıştırın. Daha sonra hamurdan parçalar koparıp, elips şeklinde açın, iç malzemelerini koyup kapatın ve içe doğru kıvırarak ay şeklini verin. Yağlı kağıt serimiş bir tepsiye dizip, yumurta sarılarını da üzerlerine sürüp 200 derecelik fırında kızarana kadar pişirin.

Sağlıklı, huzurlu, keyifi günler diliyorum...


Salı, Temmuz 28, 2009

CARTE D’OR YENİ TÜRKÜ KONSERİ


Evimizde yaz - kış zevkle yediğimiz dondurma Carte d’Or’un ana sponsorluğunda gerçekleştirilen “Carte d’Or İzmir Açıkhava Konserleri’nden” ilki Yeni Türkü’nün sahne almasıyla 23 Temmuz 2009 Perşembe günü İzmir Karşıyaka Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleşti. Ben de güzel prensesim ile birlikte bu muhteşem konserin davetlilerindendim. Konser öncesinde Carte d'Or'un İletişim Danışmanı Aylin Hanım ile açtıkları dondurmalı blogdan ve Carte d'Or ile yapılabilecek değişik tariflerden bahsederek güzel bir sohbet gerçekleştirdik.



Konser sırasında güzel prensesim durmadan "anne, bütün şarkıları çok güzel, çok beğendim. Biz bunları hiç bilmiyoruz ama" diyerek, konsere getirdiğim için defalarca teşekkür etti. Şarkıların tümüne eşlik ettiğim konser boyunca "yeni türkü, eski sevda" dercesine kendimi üniversite yıllarımdaymışım gibi hissettim. Her dakikası çoşku ve keyifle geçen harika bir konserdi. Ben de Yeni Türkü' ye ve davetlisi olduğum Carte d'Or' a çok teşekkür ediyorum. Carte d'Or' un konsere girerken tüm konuklara ikram ettiği çikolatalı dondurmalar da enfesti.



Konserin ertesi günü Aylin Hanım maille konser hakkında bilgi ve çekilen fotoğrafları gönderdi. Gönderdiği bilgilerin bir kısmını aşağıya aynen aldım. Bundan sonraki satırlar ona ait.

"Tam 30 yıldır her kesimden insana müzikleriyle keyifli anlar yaşatan Yeni Türkü, 30. yılını İzmirlilerle birlikte muhteşem bir konserle kutladı. Grup, konserde Buğdayın Türküsü albümünden başlayarak eski ve yeni şarkılarını seslendirdi. Konsere gelen davetliler, bir yandan Carte d’Or’un konserler için özel olarak ürettiği dondurmaları yedi, bir yandan da sevdikleri şarkılarla coştu.



Derya Köroğlu grubu adına, AÇEV İletişim ve Kaynak Geliştirme Birimi Yöneticisi Nevin İlhan Koçak’ın verdiği çiçeği kabul ederek konser izleyicilerini “7 Çok Geç” kampanyasına destek vermeye davet etti. Koçak ;“AÇEV, erken çocukluk dönemindeki eğitim konusunda bilinç oluşturmak ve ülkemizde 0-6 yaş grubundaki 7 milyon çocuğun kaliteli bir okul öncesi eğitim hizmetinden yararlanabilmesini sağlamak amacıyla 2005 yılından bu yana “7 Çok Geç!” Kampanyası’nı yürütüyor. Umarız, Carte d’Or’un desteklediği Açıkhava Konserleri’yle, bu kampanyanın sesinin duyulmasında etkili ve faydalı olabiliriz.” dedi.

Carte d’Or, 30 Temmuz 2009 Bülent Ortaçgil – Ezginin Günlüğü konseri ve 6 Ağustos 2009 Erol Evgin konseri ile İzmirlilere müzik şöleni yaşatmaya devam edecek.

Bülent Ortaçgil ve Ezginin Günlüğü Şarkılar Bir Oyundur diyecek

Türkiye’de pop müziğin yaşayan en önemli isimlerinden Bülent Ortaçgil ve özgün sesin büyük çığlığı Ezginin Günlüğü, ortak konser projesinde bu kez İzmirlilere seslenecek.

Erol Evgin 40. Sanat yılını İzmirlilerle kutlayacak

'İşte Öyle Bir Şey', 'Sevdan Olmasa' ve Seni Sevmek İbadetim' gibi nostaljik şarkıların efsane ismi Erol Evgin, 40 yıllık sanat yaşamını kutlamaya devam ediyor. Yeni durağı İzmir!

Herkese güzel bir hafta ve keyifli bir haftasonu diliyorum...

Pazar, Haziran 14, 2009

ÇOCUKÇA DANSETTİK :)




Güzel Prenses' imin 31 Mayıs ta Yabancı Özel Okullar sınavı ile başlayıp, bir hafta sonra SBS ile devam eden sınav heyecanından hemen sonra, diploma töreni ve mezuniyet gecesi çoşkusunu yaşadık. Allah herkese nasip etsin. Tatlı heyecanlar bunlar:) "Daha dün gibi" dedik, okuldaki töreni izlerken... Sanki dün getirip bırakmıştık 1. sınıf sıralarına. Ne kadar da korkuyorduk bırakıp giderken. Çocukça' nın sahibi Ender Hanım ve Arif Bey' e keşke ilköğretim okulunuz da olsaydı demiştik Merve' yi yeni bir okula göndermenin endişesi içinde. Ancak iyi bir anaokulu eğitiminin ilk günden gördük farkını. Güzel prensesim bizi hiç zorlamadan, yormadan, mutlu ve başarılı bir öğrencilik geçirerek mezun oldu okulundan. Şimdi sırada iyi bir lise ve tabii sonrasında üniversite eğitimi var Allah izin verirse.


Vee, Çocukça miniğimi de muhteşem bir gösteri sonundaki diploma töreni ile ilköğretime yolcu etti. Umarım İrem de ablası gibi; bizi üzmeden, yormadan, mutlu bir öğrencilik geçirerek başarılı bir şekilde okur.


Tüm Çocukça sahnede dansetti gösteri sonunda :)



Miniğim diplomasını beklerken...




6 yaş Öğretmeni Nehir Hanım İrem' in diplomasını verirken


Bu seneki gösterinin konusu müzik ve dans idi. Değişik ülkelerin danslarını sergilediler çocuklar bizlere. Kendileri de en az bizler kadar keyif aldılar. Abartmasız muhteşem bir gösteriydi. Fotoğraflar gösterinin hakkını çok veremedi farkındayım:( Neyseki profesyonel çekim de yapıldı gösteri süresince.








Japon Balerinler









Hem çaldılar, hem oynadılar



Haiti'den esintiler





Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur!



Soğuk ülkelerin sıcak çocukları :)





Folklör gösterilerine Atamızın bu fotoğrafı eşlik etti






5 yaş grununun folklör oyunu





4 yaş folklör gösterisi



6 yaş İspanyol dansı




5 yaş Rus dansı


Emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz.


Salı, Mayıs 26, 2009

SİNİ KÖFTESİ



Sevgili Fethiye' nin bu tarifini yapalı 3 ay olmuş. Blog işini ihmal ettiğim ve de etmeye devam ettiğim nasıl belli değil mi? Ama bu güzel tarifi hatırlatmak iyi olur diye düşündüm. Hadi Elvan dedim kısa da olsa bir merhaba de:) Tarifi denemenizi öneririm.




Bir önerim daha olacak;

Elif Şafak' ın "Aşk" kitabını okuyorum şu günlerde. Bitirir bitirmez tekrar okuyacağım sanırım, yada başucu kitabı yapacağım. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
Daha uzun postlarda görüşebilmek dileğiyle, şimdilik hoşçakalın...

Perşembe, Mayıs 07, 2009


Sevgili Tijen' in bu yazısındaki fotoğrafı görünce yazdığım yorumda odamdaki emanet orkideden bahsetmiştim ona. Ve fotoğrafını çekmeyen kalmadı demiştim. En güzelini Musa Adar Bey çekmiş. Görünce dayanamadım, yayınlıyorum. Sizler de görün istedim.



Uzun yıllardır iş arkadaşlığı yaptığımız, artık abimiz olan Musa Bey' in çok güzel fotoğraf çalışmaları var. Bugün flashdisc e üstteki fotoğrafları kaydederken, çektiği diğer ağaç ve çiçek fotoğraflarını da yükledi sağolsun. Ben de içlerinden seçtiğim birkaç tanesini daha paylaşıyorum:)



Üstteki demet tüm annelere :)

Cumartesi, Mayıs 02, 2009

SOĞANLI MİLFÖYLÜ KİŞ


Karamelize soğan tadını, soğanı sevenlerdenseniz bu tarif tam size göre :) Sevgili Hatice' nin sayfasında bu tarifi gördüğümde hem onun anlatımını hem de tarifin asıl sahibi Sevgili Özlemaki' nin tarifini okudum.

Çok çeşit yemeyen ev halkım için iyi bir akşam yemeği olacağını düşündüğüm için iş çıkışı markete uğrayıp malzemelerden eksik olan mantarı aldım. Kısa sürede hazırlanan, yanında çay veya ayranla dileyenler için gazlı içeceklerle iyi gidecek bir yemek oldu. Tarife yukarıda verdiğim her iki linkten de ulaşmanız mümkün.

Ancak ben tarifi kısaca yineleyecek olursam; yarım ay şeklinde doğranmış 4 baş soğanı az yağda soteledim. Doğranmış 1 kutu mantarı önce kendi suyunu çekene kadar pişirip daha sonra yine az yağda soteledim. 3 yumurta, 1 kutu krema, 1 avuç rendelenmiş kaşar, pastırma ve sotelenmiş soğan ile mantarla bir güzel harmanladım. Büyük bir fırın kabını hafifçe yağlayıp milföyleri aralarında hiç boşluk kalmayacak şekilde yerleştirdim ve yukarıdaki karışımı üstüne döküp 200 derecelik fırında 30 dakika pişirdim.

Her yeni denediğim tarifte olduğu gibi; sofrayı kurup tabaklara servis yapıp Şef' in ve kızlarımın tatmasını bekledim. Tepkileri çok iyi oldu:) Tarif için hem Sevgili Hatice' ye, hem de Sevgili Özlamaki' ye teşekkür ederim.

Sayfamı uzun zamandır güncellememiştim. Umarım bundan sonra bu kadar uzun ara vermem. Şef' in dönüşü bana doping oldu:) Allah kimseyi ayrı bırakmasın. Ayrılık zor ama tabii Allah başka türlü ayrılıklar vermesin.

Hepimize sağlıklı, mutlu ve keyifli bir haftasonu diliyorum...

Cumartesi, Ocak 17, 2009

TARÇINLI-CEVİZLİ KURABİYE


Uzuuunnn zaman olmuş, yazmayalı. Neden mi? Biraz tembellik, biraz boşvermişlik, biraz vakitsizlik ve paylaşmaya değer şeyler yapamama nedeniyle. Bir de eşimin son 7 aydır evden uzakta çalışmasının etkisi var tabii. En son izne geldiğinde sayfama ekleme yapmamamdan şikayetçiydi o da. Ve ben sevdiğim arkadaşlarımın sayfalarına uğradığımda birşeyler eklemişlerse onlar için herşey yolunda demek ki deyip seviniyorsam, benim sayfama gelen arkadaşlarımın da benzer duygular içinde olabileceğini düşünüyorum. O nedenledir ki arşivimden bir tarif seçip bu sessizliğime bir son vermek istedim.

Bu arada; bu akşam haberlerine son dakika giren İsrail'in ateşkes kararının kesin olmasını bu anlamsız savaşın biran önce sona ermesini diliyorum.



Tarçınlı-Cevizli Kurabiye :

Malzemeler :

1 paket oda sıcaklığında margarin veya tereyağı
3 yemek kaşığı toz şeker
1 su bardağı dövülmüş ceviz veya fındık
1 paket vanilya
3 su bardağı un

Fırından çıktıktan sonra üzerini kaplamak için :

3 yemek kaşığı şeker
1 yemek kaşığı tarçın



Yapılışı :

Oda sıcaklığındaki margarin, şeker, ceviz, un ve vanilya kulak memesi yumuşaklığı kıvamında bir hamur olacak şekilde yoğurulur. Ceviz büyüklüğünde yuvarlanarak fırın tepsisine dizilir. 180 derece ısıtılmış fırında pembeleşene kadar pişirilir.

Fırından çıktıktan sonra kurabiyeler ılıkken yani 3-4 dakika kadar sonra şeker-tarçın karışımı ile üzerleri kaplanır ve servis tabağına alınır.



Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı, keyifli pazarlar ve iyi bir hafta diliyorum...

Çarşamba, Ekim 22, 2008

ULUSLARARASI ARKADAŞLIK ÖDÜLÜ


Sevgili Aysel 'ciğim ve Sevgili Serpil' ciğim beni de bu ödüle layık görmüşler. İkisine de sonsuz teşekkürler:) Zincirin devamlılığı açısından benim de ödülü başka arkadaşlarıma devretmem gerekiyormuş. Ancak daha önceden ödülü almayan kişiler olmalıymış. Alıp almadıklarını bilemiyorum ama;

Sevgili Mutfak Solisti
Sevgili Hanife
Sevgili Gülriz
Sevgili Pınar
Sevgili Ayşe

de ödüllerini benim elimden alsınlar istedim:)

Pazar, Ekim 05, 2008

AK ŞAHERİM AŞGABAT


Evettt, sonunda Aşgabat fotoğraflarını yüklemeyi başardım:) 10 günlük Aşgabat seyahatimde aslında çok da istediğim gibi fotoğraflar çekemedim. Oraya gidiş sebebim Şef' i yani sevgili eşimi görmekti. Tabii o çalışıyordu ve ben de hergün onunla şantiyeye yada ofise gidip geldim. O kadar yoğun bir iş temposu içindeydi ki sadece pazar günü birkaç saat birlikte gezebildik. Olsun ben memnundum:)

Şef' in Türkmenistan' da bulunma sebebi 90 tane köprü yapımı projesi. Ben oradayken 10 köprü ilavesi ile yapmaları gereken köprü sayısı 100 oldu. Allah emeklerini karşılıksız bırakmasın.

Türkmenistan' ın başkenti Aşkabat. Tüm ülkenin nüfusu 6 milyon civarında. Dolayısiyle buradaki kalabalık ve kargaşadan eser yok. Hayatımda gördüğüm en temiz şehir. Her yerde sabah erkenden akşam geç saatlere kadar etrafı süpüren, temizleyen hatta peyzajı yapan kadınlar var. Ülkede çalışma hayatında kadınlar çok etkin. Türkçeyi birçoğu çok iyi konuşuyor. Türkçeyi anlayan ama konuşamayanlar da var. Bizim tv kanallarını seyrediyorlar. Sanırım Türkçe' yi öğrenmelerinde bu çok faydalı olmuş. Türkmence asıl dilleri ama gene birçoğu Rusca' yı da çok iyi konuşuyor.



Aşgabat başlıkta yazdığım gibi bembeyaz bir şehir. Yeni yapılan binalar genelde 12 katlı ve kat yükseklikleri 4,5-5 metre civarında. Binaların dışı beyaz mermer kaplı. Bu yeni binalar oldukça modern ve zaten rezidans olarak isimlendiriliyorlar. Ancak çoğu boş. Zaten şehir çok boş görünüyor. Fotoğraflara bakarken güzel prensesim "anne sanki sokaklar sen fotoğraf çekesin diye boşaltılmış gibi" dedi. Bu sakinlik bana çok iyi geldi. Şef' e buradan da bana böyle bir gezi yapma fırsatı verdiği için çok teşekkür ediyorum;)

Şehrin her yanı park ve anıt dolu. Her bağımsızlık yıldönümleri için bir anıt yapmışlar. Şehir hala bir şantiye görünümünde. Orada da hep söyledim sizlere de söylemek istiyorum bu şehri bir de 10 yıl sonra gezmek lazım. Gerçi turist diye bir kavrama çok uzaklar. Oraya giden her yabancı çalışmak için gidiyor. Aşgabat' da çalışmaya gelen çok sayıda Türk var. İnşaatların birçoğunu Türk Firmaları üstlenmiş.



Yukarıdaki binanın fotoğrafını arabayla geçerken çekebildim. Burası çocuk tiyatrosuymuş. O kadar güzel ve o kadar büyük bir bina ki. İnanın kıskandım. Neden bizim ülkemizde böyle bir çocuk tiyatrosu binası yok ki?



Bu fotoğrafı da Şef' in 1 ay kaldığı ve ben gelmeden birkaç gün önce boşalttığı evden çektim. Google Earth de fotoğrafım kabul gördü:) Bir rezidansın 12. katından çekilmiş bir fotoğraf bu. Şehir arkada görülen kopetdag dağları haricinde tabak gibi dümdüz. Biraz yüksekten tüm şehri görmeniz mümkün. Ata toprağı olmasının da etkisi var mı bilemiyorum ama ben Aşgabat' ı sevdim.



Halkın büyük kısmı yukarıdaki fotoğrafta görünen tarzda evlerde yaşıyor. Uydu antenlerinin çokluğu sizin de dikkatinizi çekti değil mi? Şehrin en kalabalık yerleri bu binaların olduğu yerler. Doğalgaz, elektrik, su bedava! Telefon ücreti sembolik denilebilecek kadar ucuz. 1 sene öncesine kadar 1 depo benzin 1 dolarken, şu an 3 dolara doluyor. Yine 1 sene öncesine kadar 1 dolar 23.500 manat iken şu an 1 dolar 14.800 manat ve hayat pahalılığından şikayet ediyorlar. Çünkü halkın geliri çok düşük. Türk firmalarında çalışan yerli personel halkın diğer çalışan kısmına göre daha şanslı çünkü maaşları daha iyi. Ama devlet çok zengin. Ve bu zenginliğini parklar, anıtlar ve yeni yapılan binalarda oldukça iyi gösteriyorlar.



Aşgabat' da Türk yemekleri yapan birsürü yer var. Bunlar arasında en tutulanlardan biri yukarıda fotoğrafını gördüğünüz restaurant. Ramazanda Aşgabat' da olduğum için bu lokantaya gittiğimizde iftar için gelen birçok Türk' e rastladık. Türk yemeklerini bizim kadar güzel yapıyorlar. Mercimek çorbaları özellikle enfesti.



Bu anıtın ismi Kırkayak. 10 tane ahal teke atı ve önünde rahmetli devlet başkanları Türkmenbaşı' nın heykeli var. Ahal teke atları çok değerli. Çünkü çölü susuz geçebilen tek at cinsiymiş. Bu arada halk Türkmenbaşı' nı çok seviyor. Her yerde heykelleri var. Kabrini de ziyaret ettik ancak fotoğraf makinamın şarjı bittiği için fotoğraf çekemedim. Şef çekti aslında ama ben onları almayı unuttum maalesef:( Zaten içeride fotoğraf çekimine izin vermiyorlar. Aslında birçok yerde de fotoğraf çekmek gadagan yani yasak. Bir akşam yemek yediğimiz yerden eve yürürken çok tenha bir caddede fotoğraf çekiyordum ki polislerin uyarısıyla karşılaştık. Meğer devlet başkanı o binadaymış ve yol trafiğe kapatılmış. Biz de birbirimize şaka yapıyorduk ya bak hiç kimse yok yollar sanki bize ait diye:))



Burası Yimpaş. Şehirdeki en büyük ve en kalabalık alışveriş merkezi. Kasiyerler hem aldıklarınızı kasadan geçiriyor hem paketlemesini yapıyor. Harika değil mi? İlk kat market, ikinci kat giyim mağazaları ve son kat restaurant, güzellik merkezi ile sinemadan oluşuyor. Anlayacağınız bir Türk' ün Türkmenistan' da yabancılık çekmesi mümkün değil. Ama Türkleri çok sevdikleri söylenemez. Kötü örneklerimizi çok görmüşler maalesef. Ve Türklere karşı vize ile başlayan, ülkeye girer girmez oturma izni ile devam eden oldukça sıkı yaptırımları var. Başbakanımızın son Türkmenistan ziyaretinde söylediği Türlerden istenen vize, evliliklerin tescillenmesi konuları bizim oradaki vatandaşlarımız için biran önce halledilmesi gerek konular. Vize işlemleri en az 1 ay sürüyor. Orada çalışan firmaların eleman götürürken ne kadar zorlandıklarını anlayabiliyorsunuzdur.



Fotoğrafta gördüğünüz devasa kavunlar buraya özgü ve bal gibi:) Her tür sebze ve meyve bulmak mümkün. Ama en sevdiğim şey gaymak ismini verdikleri yoğurtları oldu. Keçi veya inek sütünden yapılan yoğurtlar 500 gr lık paketlerde satılıyor. Çünkü hiçbir katkı maddesi içermiyor. Ve ismi gibi tadı da tam gaymak:)



Türkmenistan' da hem Türkmen-Türk Liseleri hem de üniversitesi var. Gerçi söylediklerine göre burada üniversite okumak çok pahalıymış. O nedenle biraz imkanı olanlar üniversiyeyi Türkiye veya Rusya' da okuyormuş. Birçoklarının hayali çocuklarını Türkiye' de okutmak.



Bu fotoğraftaki bina Aşgabat' ın 5 yıldızlı otellerinden Grand Türkmen Otel. Şef' in yeni evi buraya ve 3 ayak anıtına çok yakın.



Bu fotoğrafta arkada görünen binayı çok beğendim. Özellikle geceleri görüntü muhteşem. Çünkü bütün binaları ışıklandırıyorlar. Ama gece çekimlerim iyi çıkmadığı için buraya fotoğrafları koymadım. Google Earth te çok güzel fotoğraflar var. Bakmak isteyenlere duyurulur:)



Üç ayak anıtı, bağımsızlıklarının 3. yılında yapılmış. Gece rengarenk ışıklandırmasıyla harika bir anıt. Merdiven veya asansörle yukarı çıkmak mümkün.



Üç ayak anıtının hemen arkasında boynuzunda dünya taşıyan bir boğa heykeli var. Üç ayak anıtının tepesinde ilk liderleri Türkmenbaşı'nın altın heykeli var . Bu heykelin güneşin yönüne göre gün boyunca döndüğü söyleniyor. Ama benim bunu gözlemleyebilecek zamanım olmadı maalesef.



Üç ayak anıtının yakınında devlet başkanının çalışma ofisi var. Fotoğrafta da görüldüğü gibi her yerde bolca polis var. Zaten halkın yarısı polis, yarısı temizlik görevlisi gibi. Onun için şehir oldukça güvenli ve temiz. Ama trafik polislerinin seyyar radarlarla nerden çıktıkları bile belli olmadan arabaların önüne geçip ceza yazmaları özellikle oradaki Türkler arasında çok konuşuluyor.



Her yer park ve anıt dolu demiştim zaten. İşte o anıtlardan biri daha. "Dewlet adam üçindir" yazıyor. Devlet vatandaşa hizmet için vardır anlamına geliyor sanırım.



Aşgabat' da çok büyük pazarlar kuruluyor. Bunlardan en meşhuru "çöl pazarı" imiş. İmiş diyorum çünkü gidemedik. Ancak "Rus Pazarı" Şef' in evine çok yakın ve bir akşam iş dönüşü uğradık. Yavaş yavaş kapatıyorlardı. O nedenle bazı tezgahlar örtülmüş. Hergün kurulan bu pazarlardan "Teke Pazarı" da eve yakın sayılır. Ama onu da ancak dışarıdan görebildim.



Doğumgünü kutlamaları onlar için çok önemli. Doğumgünleri unutulursa darılıyorlarmış:) Sanırım bu nedenle pazarda pasta tezgahı bile vardı. Eeee ben de burada pasta fotoğrafı paylaşmasam olmazdı:)



Ortadaki bina Presedent Otel. Diğer binalar devlet kuruluşlarına ait. Mimarileri çok hoş değil mi?



Bir döner kavşağı çevreleyen yarım ay şeklinde 4 bina. Bir kısmının inşaası henüz bitmemiş. Kule vinçlerden de anlaşılıyor. Bu kule vinçleri bile gece rengarenk ışıklandırıyorlar. Yani şehrin geceleri inanılmaz bir görüntüsü var. Elektrik bedava ne de olsa:)




Yeni yapılan binaların çevreleri hep park ve harika bir şekilde yeşillendirilmiş. Benzin ucuz olduğu için motor gücü çok yüksek arabalar trafikte ve dolayısiyle şehre bir egzos kokusu hakim. Ama ağaçlandırmaya o kadar önem veriyorlar ki hava temizleniyor.



Sağlık bakanlığı binası. Bu binaya kobra diyorlarmış. Çok güzel bir mimarisi var. Aşgabat' da şehirdeki bilboardlarda fotoğrafı olan binalardan biri de bu bina.



Müze, kütüphane ve makamlar köşkü denilen birbirinin aynısı ( yada bana öyle geldi) üç bina. Merdivenlerden çıkıyorsunuz binalardan ikisi sağınızda ve solunuzda kalırken diğeri tam karşınızda oluyor. Binaların önünde aslan heylelleri var. Yanlarında aslanlara tutunarak fotoğraf çektirdik tabii:)





Sekiz ayak anıtı. Bu anıtın çevresi Türk büyüklerinin heykelleri ile dolu. Evlenen bütün çifler mutlaka ziyaret edermiş burayı. Harika bir yapı. Her yerden sular akıyor. Öyle ki su sesinden yanınızdakinin konuşmasını zor duyuyorsunuz.




Caddeler ne kadar boş değil mi? Bunda pazar günü olmasının da etkisi vardır mukakkak. İş günleri özellikle halkın çoğunluğunun yaşadığı yerlerin yakınlarındaki caddeler ve kaldırımlar okuluna, işine giden insanlarla dolu. İnsanların geneli yürüyerek gidiyor gideceği yere. Taksi yok. Daha doğrusu bir yere gitmek istediğinizde otostop yapar gibi el kaldırıyorsunuz, gideceğiniz tarafa giden herhangi bir araba duruyor ve gideceğiniz yer yolunun üstündeyse sizi de düşük bir ücret karşılığında götürüyor. Bir sabah ofise giderken bindiğimiz bayanın arabası o kadar temizdi ki bana buradaki bayandan satılık ilanlarının doğruluğunu hatırlattı. Arabasına bindiğimiz bayan beni Türkmen sandı ve Şef' e eşin Türkmen mi diye sordu:) Ama ben kilo olarak Türkmenlere hiç benzemiyorum çünkü burada kadın da erkek de herkes kalem gibi. Kilolu sayılabilecek belki 1 veya 2 kişi gördüm 10 gün boyunca.



Ünlü anıtlarından biri daha. 5 ayak anıtı. Zamanımız kısıtlı olduğu için uzaktan fotoğrafladığım bu anıt da oldukça büyük bir parkın içinde. Üst kısmında bir de lokantası var. Nereden mi biliyorum? Gitmeden önce internetten o kadar çok araştırma yaptım ki, gittiğimde anlattıklarımın bir çoğunu Şef bilmiyordu bile :)) Bu internet uzağı yakın ediyor, harika birşey.



Çok hoşuma giden çocuk tiyatrosu binasını bir de gece çekmiştim. Fotoğraf kalitesi çok iyi olmasa da bu binayı o kadar beğendim ki fotoğrafı koymadan duramadım.

Anlatmayı unuttuğum birçok şey olduğuna eminim. 7-17 eylül arası Aşgabat' daydım. Döndükten sonra bayram hazırlığı, Şef gelecek diye yaptığım hazırlıklar derken 1 ay geçti bile. Ben eşimin çalıştığı yer olduğu için gitmeden önce internette oldukça geniş bir araştırma yaptım. Özellikle bloglarında Aşgabat ve Türkmenistan' dan bahseden kişilere minnet borçluyum. Belki benim gibi birileri daha merak ediyordur orayı ben de onlara yardımcı olabilirsem ne mutlu bana!

Geçmiş ramazan bayramınızı kutluyor ve hepimize iyi bir hafta diliyorum...